Bir anda verdiğimiz bir karardı. Valizimizi topladık 5 saat sonra Paris`deydik…
Arabada ipod bağladım, alalacele bir albüm hazırlamış, aralara oğlumun istediği şarkıları da eklemiştim. Ama gelin görünki Sayın okuyucular, sadece onun istediklerini çaldık ,” Gerenimo” isimli şarkıyı 10.kere dinlediğimiz an, Vergy dolaylarındaydık ve eşime arabayı kenara çekmesini rica ettim ciğerlerime bol Oksijen çekip, gole koşup soğuk su vurdum yüzüme. Şefkatle oğluma sarılıp Edith Piaf için söz aldım öpüştük anlaştık… Vergy,Stendhal`in “Kırmızı-Siyah” romanında adının geçtiği yer.Dünyanın en iyi 10 romanından biridir.Şimdilerde, mağara – hayalet hikayeleri eşliğinde kamplar,korkunç yürüyüşler düzenleniyormuş buralarda , ilginizi çekebilir, insanın canı yamaçlardan assağı yuvarlanası geliyor….Rein Nehrine kadar uzanan hardal rengi bağlar mor silüetler halinde ufka uzanırken birden Avalon`a geliyorsunuz, mola verin burası esrarlı bir kasaba, toprak elinde avucunda ne varsa insanlara armağan etmiş…
Ve Paris!. Otelimiz Louvre müzesinin yanında.Bu muhteşem müzeyi sergilere,Japonlara takılmadan tamamlamak çok zor. Japon Turistleri sollayıp, İngres`in Türk hamamı isimli resmini bu defa görmeyi başardım!Le Figaro Gazetesi tarafından 19.yüzyılın en erotik resmi seçilmiş,görmeden çıkmayın…Notre Dame! eşsiz ürperten bir yapı.Victor Hugo`ya saygılarımı iletirim,üstat “Notre Dame`ın Kamburu” romanını ,zamanın belediyesi bakımsızlığı nedeniyle yıkımına karar verdiğinde yazmış, halk romanı okuyunca sahip çıkmış,onarılmış…
Size, fransa`nın ABD ye hediye ettiği özgürlük anıtıyla ilgili bir sır vereyim:Bu Heykelin parasını aslında Sultan Abdülaziz karşılamış,Heykel Süveyş Kanalının Akdeniz girişine dikilecek iken,birtakım Politik nedenler yüzünden sonra 100.yıldönümünde Amerika`ya hediye edilmiş.
Paris yaz yaz bitmez,ama kolay geziliyor. Bu kez St.Sulpice Kilisesine de uğradım. Da Vinci Code`u okuyanlar bilir,hani şu Albinonun kilit taşını bulamayınca sinirini rahibeden çıkardığı kilise…
Bir zamanlar Abidin Dino`nun ,Yılmaz Güney`in,Monet`in , Baudalaire`nin yürüdüğü filmlerin çekildiği sokaklarda yürümeyi seviyorum,soluklanıp bir kahve siparişi verdiğinizde ” hepsi bu mu?” diye başınızda dik dik bakan bir garson asla olmuyor, çünki Fransızlar için kahve bir ayin….Fransız Halkının savaşa girmeyi desteklediği tek an,Alman ordusunun Paris`de kahve içtiği anmış,çok komik.
“ Hadi..! şimdi sıra Bir-Hakaim Köprüsünde” dedim eşime, “asla olmaz ayaklarımız şişti yarın gidelim” dedi…” Son gecemiz, o köprünün tadı akşam Çıkar” diye uludum.Odada içim içimi yedi, baktım baba-oğul misil misil uyumaya başladılar? Akşam yemeğine de daha bir saat var. Bunu fırsat bildim sıvıştım! Marlon Brando!..ahh!! Yüzlerce insanın bakışını yüzünde taşıyan adam!!, Paris`de Son Tango fiminde yürüdüğü köprü!!! gizlice kaçtım!!!
Ama daha Otelden adımımı attım- kayboldum.Sanki eşim posta güvercini yutmuştu, eliyle koyduğu gibi buluyordu her yeri, ben ise elimde oğlumun Scooby- Doo termosuyla Paris sokaklarında yapayanlızdım resmen kayboldum!( termosun içine Mini-Bardan kokteyl yapıp koymuştum)…çaresiz taxi çevirdim.Adresi yanlış telaffuz etmiş olmalıyım,adam ara sokaklardan birine tam sapacakken,sağımda köprümü filmden tanıdım , DURUUUUUUN!!! diye bağırdım.Şok geçirdiTaxici ellerini kaldırdı.
Yarım saat köprünün orasını burasını inceledikten sonra termosumdan bir yudum alıp yaslandım, çikolatik ” öz varlıktan önce gelir” incecik fikrimin tadındayken ,bir adam karşımda bitti ,Yanlış zamanda doğduğunu söyledi .Eski bir kadın fotoğrafı gösterdi,” Onu arıyorum” dedi. “ilk kez görüyorum“ dedim.Üzgün yürüdü gitti,gözyaşlarının sesini duydum. Ne diyim Napolyon`nun şehrindeyiz ,olur böyle vakalar. Bu köprüde insana ilham veren bişeyler var ama…
14 Şubat`da sevdiğinizle Paris`e gidin derim!
POST GAZETESi -SUBAT/FEBRUAR 2012
deniz.ebinc@postgaztesi.ch
